Browsed by
Tag: Thomas Piketty

Piketty Deliliği

Piketty Deliliği

PikketyPiketty deliliğine katkı yapmasam olmazdı. İşte ilk iki yazı:

Piketty Deliliği’ne Katkı 1Bu yazı Thomas Piketty’nin 21. Yüzyılda Kapital başlıklı kitabının neden bu kadar popüler olduğunu tartışıyor.

Piketty Deliliğine Katkı 2Bu yazı, Thomas Piketty’nin modern bir Marx değil, modern bir Kuznets olduğunu ve bunu bilmenin Piketty’i (+hakkındaki tartışmaları) anlamak için önemli olduğunu iddia ediyor.

 


Meraklısı için Pikkety ile ilgili Türkçe yazıların bir listesi burada. Aykut Kibritçioğlu da İngilizce yazı ve yorumların bir derlemesini yapıyor. O da burada.

 

 

Piketty Deliliğine Katkı (2)

Piketty Deliliğine Katkı (2)

[Bu yazı 7.5.2014 tarihinde TEPAV Blog‘da yayınlanmıştır.]


Bir önceki yazıda Thomas Piketty’nin kitabı Le Capital’in neden bu kadar popüler olduğunu ele almıştım. Şimdi Piketty’nin argümanının temellerine bir bakalım diyorum. Muhtemelen bugüne kadar genelde Piketty’nin modern bir Marx olduğuna dair yazılar okudunuz. Ben başka bir şey söyleyeceğim: Piketty, modern Marx değil. Kendisi modern bir Kuznets. Bunu bilmek Piketty’i anlamak açısından önemli.

İşte modern Marx

Önce Piketty’e neden modern Marx diyorlar, ona bakalım. Bu kolay. Bir defa kitabın adı Kapital. Ama daha önemlisi şu: Piketty, Komünist Manifesto’daki burjuvazinin kendi mezar kazıcılarını ürettiği tezini aktardıktan sonra Marx’ın analizinin eksikliklerine rağmen hala önemli olduğunu söyleyerek, aklımızda tutmamız gereken dersi özetliyor: Eğer nüfus ve üretkenlik artışı göreli olarak düşükse, servet birikimi kayda değer bir önem kazanır ve sosyal dengeyi bozabilir. Bu ders, Piketty’nin argümanlarından birinin temelini oluşturuyor: Eğer sermayenin getirisi (r) iktisadi büyüme haddinden (g) büyükse, gelir eşitsizliği artar. İşte hemen her değerlendirme yazısında okuduğunuz r > g ifadesi, bu argümanı özetlemek için kullanıyor.

Peki r > g ne anlama geliyor? Temel mantık şu: İktisadi büyüme, yani kişi başına milli gelirdeki artış, bir ülkenin ne kadar zenginleştiğini özetliyor. Sermayenin getirisi ise sermaye sahiplerinin ne kadar zenginleştiğini. Dolayısıyla, r > g olduğunda sermaye sahipleri, nüfusun geri kalanından daha hızlı zenginleşiyor demek oluyor. Böyle olduğunda eşitsizlik artıyor. r > g argümanı, Piketty’nin modern Marx olarak anılmasının temel nedenlerinden biri.

Tam da Marx değil gibi!

Marx benzetmesi tamamıyla yanlış değil ama tam doğru da değil. Bir defa Marx ve Piketty’nin sermaye tanımları farklı. Piketty’e göre ‘sermaye’ kabaca servet demek. İkincisi, Piketty’nin sermayenin getirisi dediği şey Marx’taki gibi kâr oranları değil, servet olarak anılabilecek her şeyin getirisi. Üçüncüsü, Piketty kapitalizmin iç çelişkisini servetin getirisinin yüksek olmasıyla anlatırken, Marx kâr oranlarının (sermayenin getirisinin) düşmesine atıf yapıyor. Bunlar çok farklı mekanizmalar. Özetle Piketty’e modern Marx demek çok da doğru değil. Üstelik, bu benzetme Piketty’nin modern bir Kuznets olduğu gerçeğini de gizliyor.

Kuznets eğrisi iyimserliği

 

download

Kuznets derken Nobel ödüllü (1971) Simon Kuznets’den bahsediyorum.* Pek çoğunuz Kuznets deyince şekilde resmedilen Kuznets eğrisini hatırlamışsınızdır.

Kuznets eğrisi gelir eşitsizliği ile iktisadi büyüme arasında ters-U şeklinde bir ilişki olduğunu söylüyor. Diyor ki, iktisadi büyüme ve kalkınma sürecinin başında gelir eşitsizliği artar, iktisadi büyüme belirli bir seviyeye ulaştıktan sonra ise azalmaya başlar. Özetle, bu şekilde sunulduğunda Kuznets eğrisi, iyimser bir eğri. Büyümek için çırpınan ülkelere “az dayanın, gelir dağılımı da düzelecek” diyor. Yani böyle bakıldığında Kuznets, gelişmiş batıyı ve ideal kapitalizmin her derdin devası olduğunu düşünen iktisatçıları iktisadi büyümenin gelir bölüşümü üzerindeki etkilerini tartışmaktan büyük ölçüde kurtarıyor. Eğer Kuznets eğrisi doğru olsaydı, belki kapitalizmin iç çelişkisinin, sadece kalkınma sürecinin başında gözlemlenen bir olgu olduğu söylenebilirdi. Ama Kuznets eğrisi o kadar da doğru değil!

Gerçek şu ki, Kuznets eğrisi diye bir şeyin varlığından söz etmek oldukça güç. Zaten Kuznets 1955’te yayınlanan ve Kuznets eğrisinin temelini oluşturan çalışmasını, bu çalışmanın %95’inin spekülasyon ve hüsnükuruntu olduğunu, ancak %5’inin veriye dayandığını söyleyerek bitiriyor.[1] Daha sonraki çalışmalar da Kuznets’in elindeki verilerin Kuznets eğrisini, özellikle de ilk yarısını, desteklemediğini gösteriyor. [2] Piketty’i de Kuznets’in eşitsizliğin azalmasına dair gözlemlerinin Büyük Buhran ve 2. Dünya Savaşı gibi nedenlerle ortaya çıkmış olabileceğini söylüyor ve ekliyor: Bu azalma, herhangi bir doğal veya otomatik bir sürecin sonucu değildi!

Özetle, Kuznets eğrisinin ya da daha doğrusu bu eğriden yapılan çıkarımların, tatlı bir hülya olduğunu, verilerle desteklenmediğini söyleyebiliriz. Şimdi asıl soruya gelelim. Kuznets eğrisinin verilerle desteklenmediği doğruysa, Kuznets eğirisinin geçerli olmadığını söyleyen Piketty nasıl modern bir Kuznets olabilir? Anlatayım:

Kuznets bilmecesi

Kuznets’in (1955) makalesi net bir şekilde şunu gösteriyor: Kuznets, onu yorumlayanlardan çok daha dikkatli. İktisadi büyüme sürecinin eşitsizliği arttıracak en az iki mekanizma içerdiğini söylüyor. (1) Yüksek gelirlilerin düşük gelirlilerden daha fazla tasarruf etmesi. (2) Sanayileşme ve kentleşme. Bu mekanizmalara rağmen iktisadi büyüme ile birlikte eşitsizliğin azaldığını gözlemleyen Kuznets, bu durumun açıklamaya muhtaç olduğunu söylüyor. Bu bilmeceyi çözmeye çalışıyor. Elindeki veri seti yetersiz olduğu için de ancak olası bir açıklamanın ne olabileceğine kafa yoruyor. Makalesinin %95’inin spekülasyon olduğunu söylemesinin nedeni bu.

Açıklamasının spekülatif olduğunun farkında olan Kuznets, kendi çalışması da dahil olmak üzere, kısa dönemli ve eksik tarihsel gözlemlerden yapılacak çıkarsamalara temkinle yaklaşmamız gerektiğini söylüyor. Sonuç olarak, yapılması gerekenleri özetliyor: (1) İktisadi büyüme sürecini gerçekten anlayabilmek için, gelir yapısını ve dağılımını belirleyen faktörler ve büyümeyle gelir dağımı arasındaki ilişki hakkında daha iyi bilgiye sahip olmamız gerekiyor. (2) Uzun dönemli verilere ihtiyacımız var. (3) İlgili sosyal bilim dallarının bulgularına ihtiyacımız var. (4) Bu konuda yapılacak etkili bir çalışma, piyasa iktisadından, siyasal ve sosyal iktisada geçmeyi gerektiriyor.

Hüsnükuruntudan arınmış bir Kuznets

Piketty ne yapıyor? Kuznets’in yapılacaklar listesindekileri yapıyor. Kendi ifadesini de kullanarak özetlersek, “Kuznets’in gelir dağılımının evrimi konusundaki çalışmasını genişleterek” Kuznets’in verdiği bu görevleri yerine getirmeye çalışıyor. Piketty’nin tartışmasız en büyük katkısı, Kuznets’in yöntemini ve veri setini genişleterek, gelir eşitsizliği konusunda uzun dönemli bir perspektif sunuyor olması. Sayesinde artık uzun dönemde eşitsizliğin nasıl bir seyir izlediğini daha iyi biliyoruz. Belki de daha önemlisi, artık biliyoruz ki, artan eşitsizlik hastalığı bekleyince kendi kendine geçmiyor…

Sonuç? Evet, Marx Le Capital için önemli, ama Piketty’nin görev tanımını yapan kişi Kuznets. Bir daha Piketty’i Marx’a benzeten biri görürseniz, gönül rahatlığıyla “hey dostum, Kuznets’i unutma” diyebilirsiniz.

Viva Le Capital!

Notlar:

[1] “The  paper is  perhaps 5  per  cent empirical information and 95 per cent speculation, some of it possibly tainted by wishful thinking.” Kuznets, S. (1955). Economic Growth and Income Inequality. American Economic Review, 45(1), 1–28. Sf. 26.

[2] Gallup, J. L. 2012. “Is there a Kuznets Curve?”, Çalışma Metni.


 

Görsel: “Piketty in Cambridge 2” by Sue Gardner – Own work. Licensed under CC BY-SA 3.0 via Wikimedia Commons

Piketty Deliliğine Katkı (1)

Piketty Deliliğine Katkı (1)

[Bu yazı 30.4.2014 tarihinde TEPAV Blog‘da yayınlanmıştır.]


Bir iktisat kitabı Amazon.com’un çok satanlar listesinde bir numarada. Kitap çıktığından beri herkes bu kitabı konuşuyor. Üstelik bu, popüler bir iktisat kitabı da değil. Evet, kolay okunsun, anlaşılsın diye özel bir çaba gösterilmiş ama tamsonuç olarak ciddi bir iktisat kitabından bahsediyoruz. Çok satanlar listesinde ilk 100’e girmesi hadi neyse de, yayınlanır yayınlanmaz birinci sıraya çıkması biraz acayip değil mi? Aslında değil. Açıklayayım.

Önce, hala bilmeyenler için kitabın ismi şu: Capital in the Twenty-First Century. Yani, kapitalizm 3.0 için güncellenmiş Kapital: Kapital 3.0. Ya da Fransızca başlığıyla: Le Capital.

Kitabın yazarı: Thomas Piketty. Fransız bir iktisatçı. Bugünlerde iktisadın rock yıldızı haline geldi.

Kitabı basitleştirip bir cümleyle özetlersek şunu diyor: Eşitsizlik, kapitalizmin işleyişindeki bir aksaklıktan kaynaklanan bir şey değildir, aksine kapitalizmin temel özelliklerinden biridir. Yani diyor ki, “It’s not a bug; it’s a feature!”

İktisat eğitimi almış olanlar bilir. Bu gelir dağılımı ve eşitsizlik konuları derslerde çok fazla itibar görmez. Mesela, serbest ticaretin faydaları tartışılırken hocanın “tabii bu işten kazananlar da olacaktır, kaybedenler de” demesiyle “sonuç olarak serbest ticaret iyidir” demesi arasında çok fazla süre geçmez. Aynı şey iktisadi büyüme dersleri için de geçerlidir. İktisadi büyüme yapısal dönüşümle birlikte gelir. Bu sebeple de büyümenin de kazananları olduğu kadar kaybedenleri vardır. Ama yapısal değişimin kaybedenleri büyüme tartışmalarında çok fazla yer bulmaz. Onların da milli gelirdeki artıştan eninde sonunda pay alacakları varsayılır.

Tabii gelir dağılımı, eşitsizlik gibi konular derslerde tamamıyla es geçilmez. Önemli olduğu söylenir. Hatta eşitsizlik ile gelir arasındaki ilişkiyi gösteren Kuznets eğrisi anlatılır. Bu eğri ile kalkınma sürecinin başında eşitsizliğin artacağı ama ülke kalkındıkça eşitsizliğin azalmaya başlayacağı anlatılır. Eşitsizliğin artmasından endişelenen öğrenciler bir nebze olsun rahatlar. Sonra gelir eşitsizliği konusu bir kenara bırakılır ve kişi başına gelirin nasıl arttırılacağı tartışmasına geri dönülür. Her okulda olmasa da pekçok okulda bu böyledir. Daha doğrusu böyleydi…

2007-08 krizinden sonra iktisatçılar hem ana-akım iktisadı biraz olsun sorgulamaya hem de kapitalizmin sorunlarına daha çok dikkat çekmeye başladılar. Sorunlar listesinin başında da eşitsizlik ve yoksulluk vardı.*Çünkü, gelişmiş ülkelerde gelir eşitsizliği 1980’lerden beri artıyordu. Wall Street’i İşgal Et eylemlerinin sloganlarını hatırlarsınız. Eylemciler “biz %99’uz” diyorlardı. Nüfusun %1’inin milli gelir pastasının çoğunu yemesinden rahatsız olanlar ayağa kalkmıştı.

Kriz, ana-akım iktisatçılara, uzun yıllar yeterince önemsemedikleri gelir dağılımı ve eşitsizlik ile ilgili soruları sormalarının zamanının geldiğini gösteriyordu. Ne var ki, iktisatçıların buna ne kadar hazırlıklı olduğu çok da açık değildi. Eskiden iktisat depresif etkileri olan kötümser bir bilimdi. Ama modern ana-akım iktisatçılar, çoktan Thomas Malthus, David Ricardo ve Karl Marx gibi düşünürlerin felaket senaryolarından kurtulmuşlardı.  Bu senaryoların yerini, kâr güdüsü ile hareket eden girişimcilerin karşılarına çıkacak hemen her problemi alt edecek yaratıcılığa sahip olduğu inancı almıştı. Ve tabii bir de Kuznets iyimserliği…

İdeal kapitalizm hayali, 2007-08 kriziyle sarsılınca, iyi işleyen bir piyasa ekonomisinin yerine koyacak pek fazla bir şeyleri olmayan ana-akım iktisatçılar, iktisadın bir bilim olarak niteliğini sorgulamakla, asılnda sorunların temel nedeninin serbest piyasa ekonomisinin tam olarak hayata geçmemiş olduğunu söylemek arasında kaldılar. Bazıları sorunların temel kaynağının kapitalist sistem olduğunu söylerken, diğerleri bu günlerin ideal kaptalizme en çok ihtiyaç duyduğumuz günler olduğunu söylemeyi tercih etti.

İşte Thomas Piketty’nin kitabı kapitalizm ve sorunları hakkındaki bu tartışmaların tam üstüne geldi. İkircikli iktisatçılara, “işte kapitalizmin birinci kanunu budur, ikincisi de şudur ve eğer bu kanunlar geçerliyse, kapitalizm belirli koşullar altında eşitsizliği arttıran sürdürülemez bir sistem haline gelir” dedi. Toz pembe bir gelecek öngören Kuznets eğrisine güvenmemiz için bir neden olmadığını da hatırlattı. İşte bu sebeple, hemen herkesin aklındaki sorulara yanıt arayan Le Capital, İngilizce olarak yayınlanır yayınlanmaz büyük ilgi gördü. Herkesin tartışmaya hazır olduğu, tartışmaya bahane aradığı konuları ele aldığı için de hemen çok satanlar listesinde bir numaraya yerleşti. Dolayısıyla, kitabın bugün bu kadar çok konuşulmasında acayip olan bir şey yok. Asıl acayip olan, bu konuların bugüne kadar fazla tartışılmamış olması.

Le Capital‘i tartışmaya devam edeceğim. [2. yazı burada!]

Not: 2007-08 krizi sonrasındaki tartışmaların bir özeti şurada bulunabilir: Aydınonat, N. E. (2013) Topal Kapitalizm, Birikim 286, Şubat 2013, sf. 52-53.


Görsel: “Piketty in Cambridge 2” by Sue Gardner – Own work. Licensed under CC BY-SA 3.0 via Wikimedia