Browsed by
Tag: Hedy Lamarr

MIT Kaydı, Frekans Hoplaması ve Malum Odaklar

MIT Kaydı, Frekans Hoplaması ve Malum Odaklar

[Bu yazı 4.3.2014 tarihinde TEPAV Blog‘da yayınlanmıştır.]


Geçenlerde cep telefonum için Bluetooth teknolojisine sahip bir cihaz aldım. Cihazı telefonumla eşleştirdim, müzik setine bağladım ve internet üzerinden istediğim albümü dinlememi sağlayan uygulamayı açıp, müzik dinlemeye koyuldum. Her gün kullandığımız teknolojileri düşündüm. 3G, İnternet, kablosuz ağ, Bluetooth, online müzik/film uygulamaları ve daha nicesi… Bu teknolojilerin neredeyse hiç biri bizim ülkemizde üretilmiyor. İyi birer kullanıcıyız ama teknolojik yenilik geliştirme konusunda dünyaya fazla bir katkımız yok… Peki neden?

MIT Kaydı

Aynı gün, İnternette gezinirken MIT (Massachusetts Institute of Technology) Open Courseware’de Prof. Herbert Gross’un“Kalkülüs” dersine* rastladım. Siyah beyaz bir videoda, Prof. Gross, sadece kara tahta ve tebeşir kullanarak kalkülüs anlatıyordu. O kadar güzel anlatıyordu ki videoyu kapatamadım. Sonra, merak edip bu adam kimmiş baktım. Prof. Gross, 1959’da lise öğrencileri için uzaktan eğitim yapmaya başlamış. Uzaktan eğitimin öncülerinden biri. Benim izlediğim kalkülüs videosunu ise 1968-1973 arasında çalıştığı MIT İleri Mühendislik Çalışmaları Merkezi’nde kaydetmiş. MIT, Prof. Gross’un harika derslerini, daha fazla kişiye ulaştırmak için bu işe girişmiş.  Daha sonra bu dersleri gören bir girişimci, benzer bir şeyin aritmetik için de yapılabileceğini düşünmüş. Prof. Gross da bu işi kabul edip, video, kitap ve çalışma sorularından oluşan bir program hazırlamış.*

Frekans hoplaması

Hedy Lamarr
Hedy Lamarr

Prof. Gross’u dinledikten sonra “kullandığım teknolojinin nasıl işlediğini bile bilmiyorum” diye hayıflanıp, “neymiş bu Bluetooth?” diye biraz araştırdım. Bluetooth, Wi-Fi gibi teknolojilerin ardında “frekans hoplaması*” fikri varmış. Özetle, frekans hoplaması, bir mesajın parça parça değişik kanallardan gönderilerek alıcı ve verici arasındaki iletişimin daha güvenli ve kesintisiz olmasını sağlıyor. Frekans hoplaması fikrinin gelişmesine, Hedy Lamarr adlı bir film yıldızı ve George Antheil adlı bir avant-garde besteci/piyanist de katkı yapmış! Savaş zamanı bu ikilinin kafasına takılan soru şuymuş: Bir denizaltından gönderilen bir torpido ile denizaltı arasındaki iletişimin kesilmesini nasıl engelleriz? El cevap: Sinyali frekans hoplaması yöntemiyle gönderirsek bunu yapabiliriz. Peki bunu nasıl bulmuşlar? Müzikten ve müzik teorisinden ilham almışlar. * Her halükarda, alıcı ile verici arasında kurulacak bir iletişim protokolünün ve kanal değiştirmenin Amerikan donanmasının önemli bir sorununu çözeceğini akıl edip, bu yaratıcı fikrin patentini almışlar.* Tabii yaratıcı bir aktris ile bir piyanistin birlikte geliştirdiği bu fikri pratikte uygulayabilmek için veya nasıl uygulandığını anlamak için Prof. Gross gibi iyi hocalardan matematik öğrenip, üstüne bir de iyi bir mühendislik eğitimi almak gerekiyor. İşte, bugün bu yazıyı internette okuyabiliyorsanız, bu yaratıcı fikir ve bu fikrin uygulanmasını mümkün kılan matematik, bilim ve mühendislik sayesindedir. Frekans hoplamasından Bluetooth’a giden yolda da ihtiyaç listesi aynı: matematik, bilim ve mühendislik. Tabii Bluetooth teknolojisini 1994 yılında geliştiren Ericsson* gibi firmaların yaşayabileceği, Ar-Ge yatırımı yapmaya istekli olacağı, yetenekli mühendisler bulabileceği ve bu mühendislere iyi maaşlar vermekten çekinmeyeceği bir ortama da ihtiyaç var…

Neden teknoloji üretemiyoruz?

“Her gün kullandığımız teknolojilerin hemen hepsi neden yurt dışından geliyor?” sorusunun cevabı, Hedy Lamarr’ın yaratıcılığında olduğu kadar, Prof. Gross’un ve MIT’in yaptığı şeyde de gizli galiba. 1950’lerden beri matematik eğitimini yaygınlaştırmak, kolaylaştırmak ve daha çekici hale getirmek için çalışan Prof. Gross, hem çocukların daha iyi matematik öğrenmesini sağlamış hem de MIT’deki ve başka pek çok yerdeki mühendislerin matematik temellerini güçlendirmiş. Prof. Gross’un MIT’deki ve kendi sitesindeki videolarına bakınca, gelişmiş ülkelerin gelişmiş olmasının tesadüf olmadığını bir kez daha anlıyoruz. Eğitime ve insana büyük yatırım yapmışlar. Türkiye’ye zaman içinde fark atan Güney Kore gibi ülkeler de uzun zamandır eğitime ve insana yatırım yapıyorlar. Bizim ne yaptığımız ise PISA sonuçlarına* bakınca ortaya çıkıyor. Eğitimde durumumuz hiç parlak değil. Durumumuz pek parlak olmadığı için de yaratıcı fikirler üretsek de bunları uygulayacak teknik ve bilimsel kapasiteye sahip olamıyoruz. İşin ilginç yanı eğitime odaklanmakta da büyük güçlük çekiyoruz.

Malum Odaklar

“Eğitim şart”. Bunda herkes hem fikir. Peki bu konuda neden bir şey yapmıyoruz? Bence bunun bir nedeni odak noktamızın kaymış olması. Biz yakına odaklandıkça, geleceğimiz belirsizleşiyor, muğlaklaşıyor. Şöyle düşünün: Başlıkta MIT’i görünce MİT’i hatırlama eğilimindeyiz. “Teğet” denildiğinde 2008 krizini, “paralel” dendiğinde ise yine matematiği değil, gündemi hatırlıyoruz. Biliyorum, başlıktaki “malum odaklar” da odağınızı hepten kaydırdı… Sorun şu: Sürekli gündemle meşgulüz. Gündemden mecalimiz kalırsa, gündemle ilgili köşe yazılarını falan okuyoruz, olmadı münakaşa ediyoruz. Yani, geleceğimiz için önemli şeylere odaklanamıyoruz. Mesela, eğitim için çocuklara tablet dağıtıyoruz ama ihtiyacımız olan eğitim reformunu bir türlü yapamadığımız için*eğitimin içeriğine bir türlü yoğunlaşamıyoruz. Çocuklara Prof. Gross’un videolarını izletelim desek o da çok mümkün değil: Eğitime yeterli önemi vermediğimiz için İngilizce’de de başlangıç seviyesini bir türlü aşamıyoruz*,* dolayısıyla çocuklarımız Prof. Gross’u ve benzerlerini anlamakta güçlük çekiyorlar… Önceliklerimizi, odak noktamızı değiştirmemizde fayda var.

Toparlayalım

Cem Yılmaz “eğitim şart” dediği zaman gülmemizin bir nedeni de eğitim reformu konusunun hep ama hep lafta kalmasıdır sanırım… Evet, eğitim şart, teknoloji şart, yaratıcı fikirler şart… Bunları hep söylüyoruz, herkes söylüyor. Peki, gerçekten bunları ciddiye aldığımızı göstermek için ne yapmalıyız? Bence hep beraber şu soruları sorarak başlayabiliriz:

  • Eğitim sistemini yeniden yapılandırmakla ilgili uzun dönemli bir planımız var mı, yoksa gündeme göre eğitimin yapısını değiştirip sistemi içinden çıkılmaz bir hale mi getiriyoruz?
  • Eğitimde yaratıcılığı desteklemek için bir şey yapıyor muyuz, yoksa sadece çocukları talim ve terbiye etmekle mi yetiniyoruz?
  • Çocuklarımızı temel bilim alanlarında daha iyi yetiştirmek ve eğitimdeki eşitsizlikleri azaltmak için çalışıyor muyuz, yoksa çocuklarımızı sadece teknoloji kullanıcısı ve montaj elemanı olarak mı yetiştiriyoruz?
  • Çocuklarımızın sadece ezber yapan kafalardan ibaret olmadığının; öğrencilerimiz arasında iyi sporcular, müzisyenler, aşçılar, dalgıçlar, dansçılar, aktörler ve aktrisler olduğunun; farkında mıyız? Onların yeteneklerini keşfetmeleri için gerekli ve yeterli olanağı sağlıyor muyuz?
  • Online kitle eğitimi devriminin farkında mıyız? Çocuklarımızın bundan yeterince faydalanması için bir planımız ve programımız var mı?
  • Son olarak, çocuklarımızı dünyayı anlayan bireyler olarak mı, yoksa tüm dünyanın bize karşı komplo kurduğunu düşünen bireyler olarak mı yetiştiriyoruz?

Bu soruları ve benzerlerini hem politika yapıcıların, hem de anne ve babaların sormaya başlamasında büyük fayda var. İşte, Bluetooth cihazımı aldığım gün izlediğim 1970 tarihli kalkülüs videosu bana bunları düşündürdü. Sizinle paylaşmak istedim.


Görsel: “Hedy Lamarr-publicity” by Studio – eBay. Licensed under Public Domain via Wikimedia Commons