Yaratıcılıkta yeni dönem!

Yaratıcılıkta yeni dönem!

Biliyorsunuz, kredi kartına taksitle cep telefonu satışı yasaklandı. Ama taksitle cep telefonu almak hala mümkün. En çok bilinen yöntem, telefonu GSM operatörlerinden taahhütlü sözleşme karşılığında satın alıp, telefonun parasını peyderpey ödemek. Ancak, daha yaratıcı yöntemler de var. Meraklısı için bunlardan bazılarını sıralayayım.

  • Diyelim ki 1000 TL’lik bir cep telefonu almak istiyorsunuz. Önce mağazadan 1000 TL’lik bir hediye kartı alıyorsunuz. Hediye kartlarına bir taksit sınırlaması getirilmediği için bu tutarı kredi kartınızla 9 taksitle ödeyebilirsiniz. Daha sonra da hediye kartınızı kullanarak almak istediğiniz cep telefonuna sahip olabilirsiniz.*
  • Cep telefonu almak istediğiniz mağazanın bir hediye kartı uygulaması yoksa, bankadan 1000 TL’lik bir kredi çekip, cep telefonunuzu bu şekilde satın alabilirsiniz.* Bazı bankalar istediğiniz bu krediyi verebilmek için, bazı mağazalardaki stantlarında veya şubelerinde sizi bekliyor olabilir.* Hatta hazır kredinizi süpermarket alış-verişi sırasında süt reyonunun yanından bile alabilirsiniz.*Bir kere krediyi aldıktan sonra artık hayalinizdeki cep telefonuna ulaşmanız kolay.
  • Hediye kartı bulamadınız veya gittiğiniz mağazada kredi yok mu? O zaman cep telefonunu kredi kartıyla tek çekimde satın aldıktan sonra, faturasını alıp bir bankaya gidebilir ve fatura karşılığı tüketici kredisi alıp, kredi kartı borcunuzu bu şekilde kapatmayı deneyebilirsiniz.*
  • Daha yaratıcı yöntemler de var. Örneğin, bazı esnafın cep telefonlarını, telefon kılıfının yanında hediye olarak verdiği söyleniyor.* Esnafın 1000 TL’ye sattığı telefon kılıfını kredi kartına taksitle satın alıp, yanında hediye olarak gelen cep telefonunu doya doya kullanabilirsiniz.
  • Bunlardan hiçbiri olmuyorsa, geleneksel yöntemleri deneyebilirsiniz. Mesela, cep telefonunu senetle satın alıp, ödemesini (faiziyle) taksit taksit yapabilirsiniz. Ya da nakit sıkıntısı çekmeyen bir arkadaşınızdan borç alıp, borcunuzu (faiziyle) yine taksit taksit ödeyebilirsiniz.
  • Taksitle cep telefonu satın almak için kullanılabilecek yöntemler bunlarla sınırlı değil tabii. Örneğin, cep telefonu satan esnaf ile bu esnafın nevresim satan eniştesi anlaşabilir, size kredi kartına 9 taksitle nevresim satmış gibi işlem yapıp, cep telefonunu taksitle almanızı sağlayabilir. (Eskiden, POS makinesi olmayan esnaf, kredi kartıyla alış-veriş yapmak isteyen müşterileri geri çevirmemek için bu yöntemi kullanıyordu.)

Gördüğünüz gibi, hükümetin taksitle alış-verişi engellemek için yaptığı tüm düzenlemelere rağmen perakendeciler ve tüketiciler kafa kafaya vermiş,cep telefonlarını taksitlendirmek için envaiçeşit yöntem düşünmeye başlamış. Kredi kartı düzenlemelerinden etkilenenler sadece cep telefonu satanlar değil.Başka meslek erbabı da, mesela kuyumcular da kredi kartına taksitle altın satışı yasaklandığı için bu düzenlemelere karşı çıkıyor. Haberler göre bazı kuyumcular,isyan edip POS cihazlarını bankalara iade etmeye başlamışlar*, diğerleri ise taksit kısıtlamasına karşı sokağa dökülerek ayaklanmışlar.* Şimdi, bu ahval ve şerâit içinde dahi, ekonomi politikasını yönetenlerin vazifesi, bu politikaları uygulamaya devam etmek midir? Yoksa, bu politikaların temelde bir şeyleri ıskaladığını düşünmeleri gerekir mi?

Ekonomi politikası özünde bireylerin davranışlarını şekillendirme sanatıdır. Yakın geçmişteki iki politika örneğini düşünün: Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) ve kredi kartı kullanımına getirilen kısıtlamalar. BES politikası, tasarruflara %25’lik devlet katısı vererek tasarrufu özendirmeyi amaçlıyor. Kredi kartı düzenlemesi ise, borçlanmayı zorlaştırarak (işlem maliyetlerini arttırarak) vatandaşın ayağını yorganına göre uzatmasını sağlamaya çalışıyor. Her iki politika da istikrarlı bir iktisadi büyümeyi ve cari açığın azaltılmasını amaçlayan makroekonomik politikalarla yakından ilişkili.

Özetle, BES ve kredi kartı düzenlemeleri, yurt içi tasarrufları arttırmayı, harcamaları ama özellikle de yurt dışından gelen mallara yapılan harcamaları azaltmayı amaçlıyor. Böylece yurtiçi yatırımları yurtiçi tasarruflarla finanse etmeyi, dış borçlanmayı ve cari açığı azaltmayı ve uzun vadede istikrarlı bir büyüme sağlamayı hedefliyor. Bu akıl yürütme bir şekilde iktisat teorisine dayanıyor tabii ama iki temel hatası var. Birincisi,büyümenin en önemli kaynaklarının tasarruflar ve yatırım olduğunu varsayıyor. İkincisi, pek çok aksaklığın olduğu bir ekonomide, aksaklıklardan sadece birine veya birkaçına odaklanarak temel sorunların çözülebileceğini varsayıyor. Bu varsayımların doğru olmadığını biliyoruz.

İktisat teorisi bize diyor ki, uzun dönemli büyümenin temel kaynağı teknolojik ilerleme ve üretkenlik artışlarıdır; sadece tasarruf ve yatırımla bir yere kadar büyüyebilirsiniz. Özellikle de yatırımlarınızın çoğu inşaat sektörüne odaklanıyorsa! Yine iktisat teorisi bize diyor ki, teknolojik ilerleme için eğitimli bir işgücüne ihtiyaç vardır ama bu yetmez. Buna ek olarak, yenilikçi girişimcilerin yatırım yapmaya heveslenecekleri bir ortama da gerek vardır. Böyle bir ortamı tanımlayan ifadeler de şöyle sıralanabilir: “fikri ve sınai mülkiyet hakları”, “hukukun üstünlüğü”, “özgür bir iktisadi ortam” ve bunlarla çok yakından ilişkili olan “demokratik kurumlar” ve “özgür basın”… Yani diyor ki, ekonomi politikasının önemli bir ayağı, iktisadi faaliyetlerin gerçekleştiği ortamı yenilikçi yatırımcılar için güvenli hale getirmek ve üretken faaliyetleri teşvik etmektir.

İşte herkesin hem fikir olup da “yapısal reformlar lazım” dedikten sonra belki de söylemeye çekindiği şey şudur:Ekonominin ihtiyaç duyduğu yapısal reformların çoğu, iktisadi reformlar değil; üretken iktisadi faaliyetleri teşvik eden siyasal reformlardır! Üretken iktisadi faaliyetleri teşvik eden bir iktisadi ortamın olmadığı – pek çok aksaklığın olduğu – bir yerde, tekil sorunları çözmek için üretilen politika araçları, istenen sonuçları vermeyebilir, hatta amaçlanmayan ve istenmeyen pek çok sonuç ortaya çıkarabilir.

Kredi kartına taksit sınırlaması gibi yapısal sorunlara odaklanmayan politikaların, istenen sonuçları verip vermeyeceğini veya ne kadar etkili olacaklarını henüz bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey,bu tür politikaların “yaratıcılığımızı” körüklediği ve teşvik ettiği. Ne var ki, bizim ihtiyacımız olan yaratıcılık, artık, 1990’lardan günümüze anlatılagelen, ankesörlü telefonla bedavaya konuşmak için buzdan jeton yapan insanların hikâyelerinde karşılaştıklarımızın çok ilerisinde… Artık, buzdan jeton yapmayı veya jetona ip bağlamayı falan aşıp, üretken faaliyetleri arttıracak türden bir yaratıcılığı teşvik etmemiz gerekiyor.

Başka ülkelerin vatandaşları enerji ve zekâlarını yeni cep telefonları ve mobil uygulamalar geliştirmek için kullanırken, bizim enerjimizi ve zekâmızı, hangi malın kaç taksitle satılacağını belirlemek veya kredi kartına taksit sınırlamasının etrafından dolaşmak için kullanmamız manidar değilse, nedir? Siz söyleyin!

Bu yazı daha önce (19.2.2014) TEPAV Blog’da yayınlanmıştır!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *