O SON AĞACI KESMEYECEKTİK!

O SON AĞACI KESMEYECEKTİK!

İstanbul’da kalan son ağacı kesen kişi ne düşünecek?

3. havalimanının temeli 07.06.2014 tarihinde atıldı. Temel atma töreninde Başbakan “Bazı gezizekalılar türedi, 3. Havalimanı’nı istemedi” dedi. 3. köprüye itiraz edenleri de hiç sevmiyor kendisi. Gerçi, daha önce o da 3. köprüye itiraz etmiş, ama olsun. Dün dündür, bugün bügündür!

3kopru

Belki siz de 3. havalimanına veya 3. köprüye itiraz edenleri dinlerken “Ne var yani? Havalimanı, köprü yapmayacak mıyız? Yapmazsak nasıl büyüyeceğiz?” diye düşünmüş olabilirsiniz. Sizden bir kez daha düşünmenizi rica ediyorum. Düşünürken, bu türden projelerin fırsat maliyetinin çok yüksek olduğunu, üstelik geri dönüşün de mümkün olmadığını unutmayın. Kendinize “3. havalimanı çevreye bu kadar zarar vermeden yapılamaz mı?” diye sorun. Sorarken, tıpkı demokrasisine özen göstermeyen toplumlar gibi, doğal çevreye özen göstermeyen toplumların da uzun dönemde sağlık bir şekilde büyüyemediğini, hatta çöktüğünü de aklınızın bir kenarında tutun lütfen.

Gelin size, konuyu bir kez daha düşünmenizi sağlayacak küçük bir hikâye anlatayım. Pasifik Okyanusu’nda küçücük bir ada olan Paskalya Adası’nın hikâyesi. Elbette ki bu hikâyeden çıkarılacak bazı dersler var.

paskalya
Paskalya Adası’ndaki Heykeller
(Press photo © 2000-2006 NewOpenWorld Foundation)

Erich von Däniken okuyanlar Paskalya Adası’nı ve bu adadaki görkemli heykelleri hatırlayacaktır. Däniken, M.S. 1200 ile 1600 yılları arasında yapıldığı tahmin edilen bu heykellerin uzaylılar tarafından yapıldığını söylüyordu. Bu tabii ki doğru değil. Yapılan çalışmalar bu heykellerin insan gücüyle yapılabileceğini, taşınabileceğini ve yukarıdaki fotoğraftaki gibi tek sıra dizilebileceğini gösteriyor. Ne var ki, adadaki bu heykellerin varlığını gizemli kılan bir gerçek var: Bu heykellerin taşınabilmesi için ağaçtan üretilmiş kereste ve halatlara ihtiyaç var. Ancak, Jared Diamond’un (2006) aktardığına göre, adaya adını veren Hollandalı kâşif Jacob Roggeveen, adayı ziyaret ettiğinde (yıl, 1722) bodur çalılar dışında tek bir ağacın varlığına rastlamamış. Soru şu: “Peki buralarda olması gereken onca ağaca ne olmuştu?” (Diamond 2006: 103) Tek evcil hayvan olan tavuk dışında doğru dürüst bir protein kaynağına sahip olmadığı izlenimini veren bu ağaçsız adada bu koca heykellerin işi neydi?

Yapılan araştırmalar Paskalya Adası’nın eskiden (insanların adaya geldiği MS 900’lerde) astropikal ormanlar ve ormanlık çalılarla kaplı yeşil bir ada olduğunu gösteriyor (Diamond 2006: 126-7). Ormanların varlığı nedeniyle adada pek çok kuş türü de yaşıyormuş (Diamond 2006: 129). Anlaşılan o ki Paskalya Adalılar zamanında yeşillikler içinde yaşıyor ve bol bol kuş yahnisi yiyormuş. Ne var ki, Paskalyalıların koca heykeller inşa etmelerine ve bu heykelleri taşıyacak gücü toplamak için zengin bir kuş diyeti uygulamalarına imkân veren bu ormanlar zaman içinde neredeyse tamamen yok olmuş.

Paskalya Adalılar, ağaçları yakacak odun olarak kullanmışlar. Yakma faaliyetleri de bolmuş. Isınma, yemek pişirme ve ölüleri yakma… Araştırmalar bu “yakma işlemleri için çok fazla sayıda ağaç kullanıldığını” gösteriyor (Diamond 2006: 130). Ağaçlar, bahçe açmak, açık denize dayanıklı kanolar inşa etmek ve heykellerin taşınması/dikilmesi için halat ve kereste yapmak için de kullanılmış. Böylece insanlar ormanları yavaş yavaş yok etmişler.

Peki ormanlar yok olunca ne olmuş? Ormanlar yok olunca, besin kaynakları yok olmuş, adada yaşayan kuş türleri azalmış, yağmur ve rüzgârla toprak erozyonu başlamış, açlık baş göstermiş, nüfus azalmış, yamyamlık ortaya çıkmış, Paskalya Adası’na heykellerin dikelmesini sağlayan ve topluma refah getireceklerini iddia eden kabile reisleri devrilmiş, iç savaş çıkmış… Sanırım daha fazla saymama gerek yok.

Jared Diamond, Paskalya Adası’nın hikâyesini anlatırken çok güzel bir soru soruyor: “Adadaki son palmiye ağacını kesen kişi o an ne demişti acaba?” (Diamond 2006: 139) Ne demişti, ne düşünmüştü gerçekten? Peki ya son ağaç da kesildikten sonra? Paskalya Adalılar ne düşünmüştü? “O son ağacı kesmeyecektik” diyen olmuş muydu?

İstanbul’a yapılacak çılgın projeleri düşünürken Paskalya Adası’nın hikâyesini aklımızda tutmamızda fayda var. O son ağacı kesen adamın aklında neler olduğunu düşünün. Acaba o adamın düşündükleri bizim bugün İstanbul’un ormanlarını yok ederken düşündüklerimize benziyor muydu? Şu koca heykelleri yapmamız lazım, şurayı da yakıp bahçe yapalım, bak şu ağaçlar da güzel yanar, ısınmak için kullanırız falan derken ağaçsız kalan Paskalya Adası’ndan tek farkımız, benzer şeyleri sözde “geniş katılımlı paydaş toplantıları” sonucunda modern teknolojiyle yapıyor olmamız olmasın?

Eğer 3. Havalimanı illa ki yapılacaksa, bu soruları ve Paskalya Adası’nın hikâyesini aklımızda tutmak için yeni havalimanının adını “İstanbul Son Ağaç Havalimanı” koyalım diyorum. Neden mi? Nedenini aşağıdaki değerlendirme notunda açıklıyorum. Zaten okuduğunuz bu yazı da aşağıdaki notun sonunda yer alıyor.


pdf Aydınonat, N.E. (2013) “İstanbul Son Ağaç Havalimanı – İstanbul’un 3. havalimanı hakkında bilmeniz gerekenler!”, Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) Değerlendirme Notu, N201324


Notlar:

  • Jared Diamond’un Paskalya Adası değerlendirmesi şu kaynakta yer alıyor: Diamond, Jared (2006) Çöküş, İstanbul: Timaş.
  • Diamond’un değerlendirmesi ile ilgili bazı tartışmalar var. Örneğin, bak. Hunt, Terry & Carl Lipo (2011) The Statues that Walked: Unraveling the Mystery of Easter Island, New York: Free press.
  • Bu konudaki bir başka kaynak da şu: Ponting, Clive (2000) Dünyanın Yeşil Tarihi: Çevre ve Uygarlıkların Çöküşü, İstanbul: Sabancı Üniversitesi

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *